Düşünde yaşadıklarını
uyanınca da görebilseydin
Düş ile uykularını
birbirine ekleyebilseydin
Gece ile gündüzü
yalnızlık ile hüznü
ay ışığı ile rüzgârı
sevda ile karasevdayı
ekleyebilseydin birbirine
O zaman açılır mıydı
kapıları düş ile uykunun?
Keder ile kaderin
neşe ile sevincin
ruh ile bedenin
ırmak ile dağların
gurbet ile sılanın
aşk ile yalnızlığın
sevda ile karasevdanın
kilitsiz kapıları?
Ki ömür, görünmez o kapında
göğünde bir bulut olarak
kaç yıldır kim bilir, dolaşmakta
Düşleri kayıp bir akarsu dehlizi
uykusu bir dağ kovuğu olarak...
Ah! Düş gücünün esareti altındaki hayat
kim bilebilir bundan sonra yaşadıklarını?
Gecenin yazısız alfabesini kim okuyabilir
gündüzün denklemini kim çözebilir?
Sen ki Musa'yı ve İsâ'yı ve Muhammet'i gördün
Beethoven'i, Mozart'ı, Dede Efendi'yi dinledin
Yedi denizler aştın ve yedi dağlar
ruhunu yedi nehirler aynasında seyrettin
Yazının icadına, ayın ve güneşin
keşfine yakından tanık oldun
baruta ve engizisyona, savaşa ve barışa
aspirine, sevda ve karasevdaya
internete, zelzele ve sellere
şiire ve müziğe de tanık oldun
Ne kaldı öyleyse alfabesi ezbere bilinen
o ruh ve bedenin sesinden başka?
Öyleyse zaman azat olsun mekândan
mekân zamandan münezzeh...
Başlasın mazinin sararan rengi
ve gelecek günlerin ahengiyle
sevdanın ve sevincin iklimi...
Zaman, işte o zamandır şimdi...
21 Şubat 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder